10 Mart 2011 Perşembe

Reklam Molası

Bugün teorik bilgilerimize biraz ara verelim istedim ve enacayip.com da karşılaştığım bir kaç reklam örneğini paylaşalım dedim, aslında hepsini farklı başlıklar altında ele almak daha doğru olsa da bu şekilde sunmanın da eğlenceli olabileceğini düşünüyorum.


Gerçekler ve Reklamlar : Reklamlardaki abartılara dikkat çekmek isteyen bir dergide yayınlanan bu fotoğraflar, gerçek ürün ile size gösterilen ürün arasındaki farkı ortaya çıkarmış. 







İlginç Reklam Yöntemi: Yeni Zellandalı bir reklam firmasının bir giyim firmasının şortları için geliştirdiği reklam yöntemi büyük ilgi çekiyor. Tüm açık alanlardaki oturma gruplarına monte edilen aparat ile oraya oturanların bacaklarının arkasına firmanın ibarelerini taşıyan bir iz çıkıyor.


Vee Yaratıcı Gazete Reklamları : Almanya'nın NBC televizyon kanalında başlayacak olan cinayet dosyası tarzındaki program için basılı yayın organlarında yayımlanan bu reklamlar, bir çok ödüle layık görülmüş.



9 Mart 2011 Çarşamba

Sloganın Seni Anlatsın

Sloganlar markaların iddialarını ve felsefelerini ortaya koyan en önemli iletişim araçlarından birisidir. Hatta sloganlarla markayı ölümsüz kılabilirsiniz. Mesela Jill çoraplarını bugün hala hatırlamamızı sağlayan şey piyasadaki gücü değil "Atın atın eski çoraplarınızı atın" sloganıdır. Türkiye'den sizin de hatırlayacağınız bir çok örnek paylaşmak istiyorum öncelikle.


Mesela Anadolu Grubu 1970 yılında bira pazarında markaya yönelik, pazardaki marka ve sloganların tüketici algısında birbirine karıştığını ortaya koyan bir araştırma yaptı. Bunu üzerine Efes Pilsen, markasını yeniden konumlandırma kararı aldı, 1976 yılında Ajans Ada "Bira bu kapağın altındadır." sloganıyla açılan yarışmayı kazandı. Yıllar geçip reklamların biçimleri değişse de hep aynı slogan kullanıldı. O yıllarda Efes Pilsen'in lider olmasında büyük rolü olan bu slogan, bugün hala Türkiye'nin en başarılı sloganları arasında yer alıyor. 20 yıl sonra bile pek çok reklamcı, marka ve pazarlama uzmanlarının aklına slogan denildiğinde bu slogan geliyor.
"BİRA BU KAPAĞIN ALTINDADIR."

Her ne kadar üzerinde çok yazılıp çizilmese de, sloganlar, kamuoyundaki imaj ve dolayısıyla satışlar açısından, markalar için önemli araçlardan bir tanesi. Efes Pilsen örneğinde olduğu gibi, doğru kullanıldığında markalaşma için hayati öneme sahip. Çünkü tüketici güçlü sloganlarla marka ismini duymadan ve logoyu görmeden hangi marka ile iletişim içerisinde olduğunu anlıyor. 

Ve reklamcı, marka ve pazar uzmanlarında göre ilk 5 slogan :)
1. Efes Pilsen: "Bira bu kapağın altındadır."
2. Arçelik: "Arçelik demek yenilik demek, yenilik demek Arçelik demek."
3.  Coca-Cola: "Hayatın tadı."
4. Kalebodur: "Kalebodur, seramik budur."
5. Tokai: "Çakar çakmaz çakan çakmak."

Peki Slogan Nasıl Olmalı?

Sloganlar bahsettiğim gibi hedef kitle ile iletişimde önemli bir araç. "Creative Advertising" (Yaratıcı Reklamcılık) kitabının yazarı L. Whitter kitabında sloganın, ürün yada servisin değerini belirtmesi gerektiğini, marka mesajının hedef kitle tarafından algılanmasına yardımcı bir rol üstlenmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca slogan reklamlarda sürekli vurgulanmalı ve halkın hatırlamaktan keyif alacağı bir yapıda olması gerektiğini ekliyor.


En kısası en sağlıklısı - Mümkün olan en kısa ve sade ifade slogan için en sağlıklısı. "Just do it." ve "Connecting people" gibi markaları çağrıştıranlar en başarılı örnekler. 
Orjinal olmalı - "Yoksa siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?" Luna'nın Sana ile giriştiği rekabette orjinalliğini ortaya koymuştu.
Basit olmalı - Basit sloganlar, oluşturulması en zor olanlarıdır. "Bence BMC" yıllar öncesinden basit ve kolay hatırlanan bir slogan.
İnanılır olmalı - İnandırıcılığı olmayan bir sloganın etkisi de olmaz ama ABC "Farkı fiyatı." ile istediği etkiyi yaratmıştı.
Hatırlanabilir olmalı - Bunun için biraz kafiye gerekli aslında. "Sek süt için, içsek, büyüsek."
Marka ismini çağrıştırmalı - İdeal bir slogan marka ismini ya içermeli ya da markayı söylemeden çağrıştırmalı. "Aç kapa aç kapa Artema."
Ürünün ana özelliğini içermeli - Markanın ve ürünün tüketiciye sağlayacağı yararı anlatmalı slogan, "Tokai çakar çakmaz çakan çakmak" başarılı bir örnek.
Markayı farklılaştırmalı - "Kalebodur, seramik budur." vurguyu net bir şekilde yapıyor.
Olumlu duygular yaratmalı - Duygusallık sloganlarda vurgulanarak markanın sadece tüketim için olmadığı, insani yönlere de sahip olduğu ifade ediliyor. "Demirbank iyi günler diler." bir zamanlar bunu büyük bir sadelikle yapmıştı.
Markanın kişiliğini yansıtmalı - Markanın kişiliği tüketiciyle kurduğu iletişimde vurguladığı noktalardan oluşur. "Arçelik demek yenilik demek." sloganında yeniliği benimseyen kişiliğini vurguluyor.
Rekabetçi olmalı - Markalar sloganlarıyla kendilerini öyle bir ortaya koymalılar ki, rakiplere bu slogan üzerine söyleyecek söz bırakmamalı. "Bira bu kapağın altında." ile Efes Pilsen bunu yıllardır yapıyor.

8 Mart 2011 Salı

Anında Satış Teknikleri

Geçen gün gene dergilerimi karıştırırken bir yazı gördüm ve daha önce anında satış tekniklerini paylaşmadığımı fark ettim. Anında satış bir ürünü veya hizmeti müşterinin o ürün veya hizmeti alacağı anda kesinleşmesi ve ekstra alımlar yaptırabilmek için kullanılan tekniklerdir. Şimdi 3 anında satış tekniğinden kısaca bahsetmek istiyorum.


Alternatif Satış: Satış elemanlarının belkide en fazla kullandığı tekniktir bu. Örnekle açıklamanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Kaliteli bir mağazada "koyu mavi kot pantolon" istediğinizi söylediniz, mağaza görevlisi istediğiniz ürünü bulamasa bile size "elimizde yok" cevabı ile dönmeyecektir. Muhtemelen farklı kot modelleriyle karşınıza çıkacak ve onların özelliklerinden bahsedecektir. Sonuç: eğer başarılı bir alternatif satış tekniği kullandıysa mağazaya girmeden önce aklınızda olmayan bir modelle oradan çıkacaksınız. Hatta ben bunu geçen baharda aklımda gri ve önü açık ayakkabı almak yokken eve döndüğümde fark ettim :) 


Aslında google bile alternatif satış yöntemini kullanıyor. Arama motoruna "Srtab Rener" yazdığınızda "böyle bir sonuç bulunamadı" demektense "bunu mu demek istediniz: Sertab Erener" sorusu ve o aramaya uygun cevaplar çıkıyor karşımıza.


Çapraz Satış: Çapraz satış, müşterinin alış-veriş esnasında alış-verişe açık olduğu gerçeğinden yola çıkılarak geliştirilmiş bir satış tekniğidir. Mesela marketlerde makarnanın yanında ketçap/mayonez, diş macununun yanında diş fırçası olması tesadüf değildir. Bu yerleşimlerin hepsi zekice yapılmış çapraz satış yerleşimleridir. Veya Adidas mağazasına girdiniz ve tam aklınızdaki gibi bir spor ayakkabı aldınız, kasaya geldiğinizde spor çoraplarını gördünüz ve evde spor çorabınızın azaldığını/eksildiğini hatırladınız. Spor çorapları farklı yerde de olmasına rağmen unutulmuş olma ihtimaline karşı kasanın yanında da sergilenir. 


Dikey Satış: Dikey satış ise müşteri alımı yapacağı esnada, müşteride ihtiyaç yaratarak veya müşteri menfaatine hizmet edecek avantajlar sunarak müşteriyi daha fazla mal veya hizmet almaya özendirmektir. Mesela; Media Markt'a gittiniz ve bilgisayarınızda oynamak için Dragon Age 2 istediğinizi söylediniz, mağaza görevlisi size oyunu verdi ve tam kasaya gitmek üzereyken size bilgisayarınızın konfigürasyonunu sordu, CD üzerindeki mimimum sistem gereksinimlerini göstererek "bilgisayarınızın şimdiki haliyle oyun yavaş çalışacaktır, isterseniz ufak bir RAM  desteğiyle daha rahat oynayabilirsiniz. Size indirimde ve uygun fiyatlı RAM lerimizi göstereyim" diyerek dostça uyardı ve tavsiyede bulundu. Bundan sonrası yani ürünü alıp almamak size kalmış tabi ki, ama bu uyarı, görevlinin ilgisinden dolayı büyük ihtimalde bir sonraki alış-verişinizde de aynı mağazayı tercih edeceksiniz.


Şimdi bütün teknikleri daha iyi görebilmek için kısa bir McDonalds diyalogu:


Kasiyer: Hoş geldiniz efendim. Nasıl yardımcı olabilirim?
Müşteri: Bir tane Big Mac Menü alabilir miyim?
Kasiyer: Tabi ki. Sadece 50 kuruş fark ödeyerek patates ve kolanızı büyük boy yapmak ister misiniz? (Dikey Satış)
Müşteri: Evet öyle olsun.
Kasiyer: Yemeğinizin ardından tatlı ister misiniz? (Çapraz Satış)
Müşteri: Hmm. Evet bir dondurma alayım.


İşte iyi satış budur :)

5 Mart 2011 Cumartesi

SWOT Analiz

Analiz çeşitlerinden daha önce bahsediceğimi söylemiştim, ve bugünde gene gerçekten çok lazım olacak SWOT analizden bahsetmek istiyorum. 


SWOT analiz, bir projede ya da bir ticari girişimde kurumun, tekniğin, sürecin, durumun veya kişinin GÜÇLÜ (Strenghts) ve ZAYIF (Weaknesses) yönlerini belirlemekte ve dış çevreden kaynaklanan FIRSAT (Opportunities) ve TEHDİTleri (Threats) saptamak için kullanılan stratejik bir tekniktir. 


SWOT Analizinde İç-Dış Durum Değerleri


SWOT analizinde temel başarı, doğru soruyu sorup, bu soruya doğru cevabı verebilmekte yatar. 


Güçlü yönleri - Strengths - için örnek sorular şu şekilde olmalıdır;
    Güçlü bir lidere ve yetenekli yöneticilere sahip miyiz?
    Yeni ve bize faydası olan teknolojileri kullanıyor muyuz?
    Yeni ürün ve yeni stratejiler (inovasyon) geliştirebiliyor muyuz?
    Bilgi ve becerisi yüksek çalışanlara sahip miyiz?
    Bunların dışında bakabileceğimiz özelliklerimiz; güçlü marka değerimiz, patentlerimiz, dağıtım kolaylıklarımız olabilir.


Zayıf yönleri - Weaknesses - için ise;
    Kurumsal yapıda stratejik bir hedefleme eksikliği var mı?
    Lider, yönetici ve çalışanların yetenek ve bilgilerinde yetersizlik söz konusu mu?
    Ar-ge'ye verilen önem ne ölçüde? 
    Kurum kültürümüzde aşınma ya da eksiklik söz konusu mu?
    Satış, pazarlama, ürün veya hizmet kalitesi ve verimliliğimizde düşüklük var mı?


Fırsatlardan - Opportunities - den bahsederken;
    Teknoloji ve iç-dış pazarlarda oluşan olumlu değişimler,
    Devletin, hükümetin ya da uluslararası kurumların politikalarındaki olumlu değişiklikler,
    Ülkedeki ekonomik ve sosyo-kültürel yapıdaki olumlu gelişmelere bakmak bize yardımcı olacaktır.


Tehditler - Threats - değerleri ise;
    Kurum olarak karşılaşabileceğimiz engeller nelerdir?
    Mevcut ve potansiyel rakiplerimiz ne yapmaktalar?
    Durmadan ilerleyen ve değişen teknoloji piyasadaki konumumuzu tehdit ediyor mu?
    Ürün ve hizmet üretirken, iç ve dış sektöre iş, ürün veya hizmet standartları değişmekte mi?


Sonuç olarak SWOT analizine bakarak çeşitli kazanımlar elde edebiliriz. Mesela;
    Güçlü yönlerimizi fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanabiliriz.
    Zayıf yönlerimizin farkına vararak onları güçlü yönlere dönüştürecek stratejiler geliştirebiliriz.
    Çevremizdeki tehditleri güçlü yanlarımız ile bütünleştirebilecek fırsatlara dönüştürebiliriz.


Ve bugünlük de bu kadar :) Başka analizler ve konularla tekrar görüşmek üzere.
    

4 Mart 2011 Cuma

Sosyal Medya, Hemen, Şimdi!

18 Mart 2010'da dünyanın en büyük gıda şirketi Nestle, Greenpeace'in sosyal medya protestosuyla sarsıldı. Nestle, "KitKat" markalı ürününde palm yağı kullanıyordu - Palm yağı, margarinden ruja kadar uzanan geniş bir kullanım yelpazesine sahip. Yoğun olarak Malezya ve Endonezya'da üretiliyor. Yalnız küçük bir sorun var, palm yağı ağacının meyvelerinin toplanma şekli, orangutanların yaşam alanının 90% ını yok ediyor. Bu nedenle her yıl 5 bin orangutan ölüyor. - Greenpeace bu nedenlerle KitKat'ta palm yağı kullanımı konusunda Nestle'ye savaş açtı, ve sosyal medyada bir video yayınladı. 


"Nestle'nin yağmur ormanlarının yok olmasına neden olan 
şirketlerden palm yağı almasını durdurun."

19 Mart günü, saat 10.00'da Nestle telif hakları gerekçesiyle Greenpeace'ten videoyu yayından kaldırmasını istedi. Devreye Facebook girdi. Aynı saatte Nestle, Facebook'ta kullanıcı yorumlarını beklediklerini ancak şirketin üzerinde oynanmış 'Katil Nestle' gibi logolarının Facebook'ta profil resmi olarak kullanılmaması ricasını yayınlar. Yine sabah 10.00'da dakika başına 500 twitt gelmeye başlar. Saat 13.00'de konu tüm uluslararası kanal ve Web sitelerinde yer almıştır bile. 

19 Mart saat 17.00'de Nestle'nin hisseleri 1,60% değer kaybeder. 20 Mart'ta video tam bir milyon kez tıklanmıştır. Nisan 2010'da Nestle tedarikçisini değiştirir. 

Nestle'nin yaşadığı durum, sosyal medyanın Facebook yada Twitter'da yayınlanacak bir dizi yorum ya da itinayla açılmış sayfalardan çok daha fazla ciddiye alınması gereken bir süreç olduğunun kanıtı.

Burada da görüldüğü gibi hiç kuşkusuz sosyal medya artık satın alma kararlarının verilmesinde çok önemli bir rol oynuyor. O kadar ki duygusal pozisyonlamayı temel alan pazarlama kampanyalarını yerinden ediyor. Satın alma kampanyalarında 'güvenilir bir arkadaş'ın verdiği tavsiye, reklam kampanyalarına kıyasla 50 kat daha etkili.

Bir örnek daha vermek gerekirse, P&G sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. "Mr. Proper" markası ile bir sünger geliştirdi ve bir forum açtı. Tüketicilerden ürünü kullanıp değerlendirmelerini istediler. Özellikle anneler duvarları kolayca silebildikleri için şahane yorumlar yaptılar. Ancak tek bir yorum ürünün geleceğini değiştirdi. O yorum süngerin çok çabuk ikiye ayrıldığı ve o andan itibaren de kullanılamadığı yönündeydi. Sosyal medyadan gelen bu yorumu ar-ge departmanıyla paylaşan şirket ay sonunda ürününü revize etti ve sıfır şikayet aldı. Bu tabi ki P&G nin marka değerini arttırdı.

2 Mart 2011 Çarşamba

Pazarlamak İçin Konuş Onunla

Bugünde daha önce kısaca bahsettiğimiz 'ağızdan ağıza pazarlama' üzerinde durmak istiyorum. 


Bir ürünü en iyi şekilde pazarlamak istiyorsanız bolca konuşulmasını sağlayın. Konuşan insanlar ne kadar sosyalse, yaratmak istediğiniz etki o kadar artar. 


Genel pazarlama ilkelerine göre ürününüzü tanıtmak için 'ağızdan ağıza' yöntemini kullanmak istiyorsanız, konuşacak kişilerin konu hakkında yeterince bilgi sahibi olduklarından emin olmalısınız fakat yapılan geniş kapsamlı saha deneylerine göre 'uzmanlara veya marka öncülerine ihtiyaç yok, sadece konuşmayı seven sosyal insanlara ihtiyaç var.' Bu yorum INSEAD'in pazarlama doçenti Andrew Stephen tarafından özellikle bir lüks güzellik ürünleri markasının çıkardığı yeni bir tırnak cilasının piyasaya sürülmesi hakkında yapıldı. Ağızdan ağıza pazarlama, ürünün üç ayaklı reklam kampanyasının bir parçasıydı: Tirajı 2.5 milyon olan bir moda dergisine verilen tam sayfa ilanlar, gazetelerin pazar eklerine verilen yaklaşık 2 milyon insert ve She Speaks sitesinin 4 bin 315 üyesine yönelik çevrimiçi reklamlar. Her bir reklam yeni ürünü denemeleri için 1 dolarlık indirim kuponu içeriyordu ve kupon numaraları araştırmacıların izlerini sürebilmeleri için kodlanmıştı. Sonuçlar şaşırtıcı oldu. Moda dergisi ve gazete eklerinden oluşan basılı medyada kuponlardan elde edilen geri dönüş 1%'den azdı oysaki viral pazarlamada geri dönüş oranı 12% oldu. Bu şu gerçeği ifade ediyor: Basılı ilanlar marka bilinirliğini arttırabiliyor, fakat tırnak cilası aldırtamıyor.


Viral Pazarlama Vahşi Batı Gibi


Günümüzün zorlu ekonomik koşullarında, çevrimiçi viral ve sosyal medyayı sıkı reklam ve pazarlama bütçeleri sorununa doğru bir cevap olarak düşünmek cazip geliyor. Fakat bunlar tüm pazarlama planınızın bir parçası ve pazarlama stratejinize bağlı olmalı. Belli bir zaman diliminde müşterilerinizin kimler olmasını istediğinizi ve satış hedeflerinizin ne olduğunu bilmelisiniz. Karışımı doğru yapmalısınız. Viral pazarlama hala biraz vahşi batı gibi; çok fazla işlenmemiş fırsat var, fakat önemli olan onları nasıl ele alıp kullanacağınız.

1 Mart 2011 Salı

Bloguma Dokunma!




Türkiye'de site kapatılmalarının bir türlü sonu gelmiyor, her sorunu (kime göre, neye göre olduğu ayrı bir tartışma konusu) yasaklamakla veya kapatmakla çözmeye çalışıyorlar, şimdi de sıra blogspot ta. Bugün paylaşmak istediğim konuda bununla alakalı, sosyal medyada bugünün en çok konuşulan haberi blogspot un kapatılması. Blogspot'un şuanda 4 milyondan fazla Türkçe içerikli sayfası var, fakat 20-30 adet blogun kural ihlali yaptığı gerekçesiyle bu 4 milyon sayfa engellenmiş durumda.


Blogspotun kapatılması ve tüm site kapatmalarına karşı büyük bir tepki oluşumu da hemen başladı. Twitter ve Facebook'ta "blogumadokunma" ismiyle yapılan paylaşımlar ve videolarla başlayan tepkiler büyümeye devam ediyor. - Ayrıca bloglara erişimler sadece yurtdışı çıkışlı serverlar aracılığıyla gerçekleştirilebiliyor.


Umuyoruz ki artık site kapatmalarının bir çözüm olmadığı farkedilir ve bu gereksiz uygulamalar sonlandırılır.



Ve bu kampanya doğrultusunda hazırlanan görseller :